17 Mayıs 2009 Pazar

Serendip*


"17 Mayıs 2002" tarihini taşıyan eski bir "ilk mektup"tan taşan hâtırâların hâlâ zihnimden silinmediyse, "Zeynep'e, vapurlardan beşik yapma hayâllerimin hep tek ortağı" kaldığın içindir.. Varsın, hep ellerinde taşıdığın taze papatyaların, artık toprağında bayraklaşsın..

-mka-


Serendip..!

Cümlemin başı, sonu,
Evveli, âhiri,
Yokluğumun ıssız kenti,
Ömrümün sayhâsı;
Rengine boyandığım serencâmım..

Harf harf adını yüreğime kazıdığım,
Lâl-û ebkemlerin Şehr-i yârı..
Heybemde senden başka yok bir azığım,
Bir sen varsın içimde,
İçim ise, bir filbahar mateminde..

Görmüyor gözlerim,
Duymuyor kulaklarım..
Öyle bir sen/sin ki ben/de
Kaybettim kendimi bir sen/in benliğinde..
Kimse/siz/liğin dehlizlerinde..

Serendip..!

Bilinmezim, sızım,
Mahrem sırrım..
Ne vakit ki bir visâl gördüm,
Bildim sol yan boşluğumdaki sancıyı..
Bildim doldurulmaz yanımı taşıdığını..

Serendip..!

Ey kelimeler kitabının sırrı,
Var mıdır hüznümün sende karşılığı?
Kaç kulaç daha adımlamalı sana varmaya,
Kaç ölüm karşılar sende bir baharı..

..artık gecenin en zifirisinde uğurluyorum düşlerimi,
Yitikliğimi alnıma kara çalarak..
Ellerimde senden arta kalanların kimsesizliği,
Boğuluyorum kendi yalnızlığımda savrularak..

Serendip!

Gidiyorum artık, yoksulluğuma yeni yokluklar bağışlayarak..

...
(Ne söz, ne teselli, ne yorum, ne mesaj ve ne de temennîye açık olamayacak kadar kendimden olan bu "hâl"e -haricen ve tevâfuken- tercümân olan "Serendip" şiirinin yazarı Demet YILMAZ'a, şiiri yayımlamama muvâfakat ettiği için teşekkür ederim..)

11 Mayıs 2009 Pazartesi

Şehir

Ne ben İstanbul’a, ne İstanbul bana yâr olsun,
Dostluğu sana kalsın, sen gibi ağyâr olsun,
Benim derdim ne sen’i, ne de yedi tepesi;
Pier Loti’de sıcak çay, ömrüme bir kâr olsun..

-mka-


Ve artık.. Yine bir İstanbul gecesinde;

Karaya çal vedalarını,
Sırtıma yüklediğin dağları,
Bir bir bırakıp zemheride efkârları;
Sahipsizsin hâtıraların kadar, sen de
..*

*Med-Cezir

10 Mayıs 2009 Pazar

Annem

Aşk değildi asla; o zaman ne ki, benim derdim?
Özledim o yerleri, orada hep “annem” derdim..

-mka-

19 Mart 2009 Perşembe

Düşün

Beni kaybettikten yıllar sonra mı kazanacaksın kendini, yeniden;
Beni kaybettiğin an, kazandığın kendin değil miydin zaten..?


-mka-

6 Mart 2009 Cuma

Ben Sana Toz Kondurmam


Eminönü'nden her geçişimde umursamazca,
Ve uçak her inişe geçtiğinde Florya sahilini soluna alıp;
Kalbimin derin bir köşesinde taşıdığım sızın, aklıma da giriverir teklifsiz..
Yüzümdeki belirgin hüzün, iniş sevincine karışıp,
Yokluğunu kabullenen güçlü bir taşa dönüşür;
Senin orada olmayacağını bilirim..
..ve dilimde yine, -artık ezbere söyleyebildiğim- "Yaylalar"

Tertemiz alnını öpmüşlüğüm gelir hep aklıma,
Sonra saçın, "çam kokulu dağ havası" gibi kokan..
Her bir İzmir lafında, Hilton martıları,
Her Sâdabad Korusu lafında, şaşkınlığın..
..ve her Sultanahmet lafında, 3 çilekli turta, sensiz yediğim..

Her gece 3'te telefon beklerim, hâla; ve her gece çalan telefonda sesini..
Her sabah uyandığımda huzur, ve her denizkabuğunda nefes(sizliğ)ini..

Ben sana kızarım, an olur nefret ederim,
Ama, sana toz kondurmam..

Kim olursan ol, kimin olursan ol,
Beni ne sanarsan san, nasıl anarsan an;
Ben, sana toz kondurmam..

Ben seni severim, sevmem, kızarım, överim, yererim, öperim, anlarım;
Ama ben, sana toz kondurmam..

Ne dersem diyeyim, ne dersen de, ve ne denirse densin;
Eminönü'nde bir akşam, denize en güzel bakan kişi, "SEN" idin..
Tamamen samimi bir hüzünle, ve alabildiğine dolu bir özlemle bakıyordun.
Hiç aklımdan çıkmadı, çıkmadın aklımdan..

Ve "martıları seven kız";

Bugün de başımı yastığa, yine sensiz koyuyorum,
Ama bil.. İçimdeki mavilikleri, bu gece siyaha boyuyorum..
Olmamış karım, doğmamış çocuğum geliyor aklıma,
Masum bacım, hasta annem, ve ölesiye yorgun babam..
Bugün içimdeki tüm mavilikleri, acıya boyuyorum..

Ama ben, sana hâla toz kondurmuyorum..

(16.12.2008)

-mka-

2 Mart 2009 Pazartesi

Zeynep

Kızım uyanmış, güzel uyanmış;
Nârinim benim, pembelere boyanmış..
Ürkmüş yağmurlardan, kirpikleri ıslak,
Yavrumun minik aklı, korkulara bulanmış..

Henüz doğmamış, doğurulmamış olan kızıma; Zeyneb'ime ithâftır.. Yağmurlu bir geceyarısında, gök gürültülerinden korkmuş ve pembe pijamaları üzerinde iken, O'na şefkatle sarıldığım hayâlinin yansımasıdır..

(Belki birgün çok mutsuz bir ânında, çok huzursuz olduğunda, bunaldığında okuyup, gülümsesin diye..)

-mka-

28 Şubat 2009 Cumartesi

Aşk, Azîze'dir..

..ve Azîze;

Resmine dokunup, güzel gözlerine kurban olmaktır,
Gülmesini özlemek, gülümsemesine hayran olmaktır..
Ağlamasına kahrolurken, gözyaşlarını silememektir,
Sancısını, ağrısını, acısını paylaşma isteğidir uzaklardan..

Bazen üzmektir O'nu, bazen kahretmek,
Bazen kızdırmak, -en hafifinden- dalga geçmektir kelimeleriyle..
Bazen de hoyratça kırmaktır, ve bazen terk etmek!!

Kelimeleriyle oynamasını izlemek, onları okumak, anlamaktır..
Çoğu zaman anlamamak kelimelerini, alınmaktır..
Cümlelerini saklamak, tekrar tekrar okumaktır yalnızlıkta,
Kelimeler göndermektir O'na, cümlelerin içine saklanmış..

Nefes almak, nefesine ortak olmak, huzura ermektir an'larda..
Avucunu öpüp, sımsıkı sarılmaktır; biblo deniz fenerinin cılız hüzmesinde..

Bazen sahil yolundan Sarayburnu'na ulaşmaktır serinlikte,
Bakırköy'ü Sarayburnu ya da Sirkeci sanmak, bilememekten utanmaktır semtleri..

Bir çift güzel gözdür Azîze; kurumuş dudaklardır, güzel bir çene üstünde..
Yeşil elbiseler içinde bir kuğu, babetler üstünde bir inceliktir..
Kulağımda sıcak bir nefes, gözlerimdeki buğudur O,
Dudaklarımda taze bir ten, en çok da sarılası bir bedendir..

Azîze; hiç kimsenin bilmemesi gereken bu şiirin, doğum sancısıdır..

..ve Azîze; bir hayâldir..

-mka-

22 Şubat 2009 Pazar

Tılsım

"Zannediyorum ki; ilâhi bir füsun, ilâhi bir büyü ile büyülendim..

Sanki, bu benzetmem yerinde olacak ki; peri masallarının efsanevî esâreti ve câzipleri gibi, tılsımlı bir süsün içindeyim.. Ve bu câzibe, bu büyü ve bu karşı konulmaz esâret bana, senden geldi..

Benliğimin bütün husûsiyetleri ve âidiyetleri benliğimden çıkarak, senin hûviyetine, senin şahsiyetine büründüler.. Bütün sözlerimde senin varlığın ve senin benliğin var..

O kadar ki; ben, sanki sen.."

..demişti Arzu..

-mka-

16 Şubat 2009 Pazartesi

Korku

Sîmâmı kaplamış her bir hüzün çizgisinin, içimde yaşattığım esaslı bir acıyı temsil ettiğini, ve her bir gülümsememin, içimdeki bir acıyı öldürdüğünü farkettiğimden beri gülümsememeye çalışmak aynaya bile, benim en tabî hakkım..

Her kim, acılarımı öldürecek bir gülümseme bekler kendisi için bencilce, ve "gülümsemenin bana ne kadar yakıştığını" söylerse kartondan kelimeler kullanarak yılışık yılışık; bilsin ki susmaklığım, nefsi müdafâdır..

30'lu yaşlarıma yaklaşırken, ve geriye doğru korkmadan bakabilirken artık; kaybedeceğim hiçbir şeyin olmamasına az kaldığını hissedebiliyorum.. Bu gerçeğin yakama yapıştığını, beni inanılmaz sarstığını ve akıldan ötelere savurduğunu -sadece kendime de olsa- itiraf edebiliyorum, bağıra bağıra yazabiliyorum en azından..

Bugüne kadar; canlı hiçbir varlığa bilerek, isteyerek, taammüden bir zararım dokunmadı.. Adalet duygumun en kanlı incinmelerinde bile, "kısasa kısas" düsturu ile mukabele etmekten öte bir şey yapmadım; insanların, insan olmaktan gelen tabî gururuna, herkesin canı pahasına korumakla mükellef olduğunu hissettiği şerefine halel getirecek en ufak bir teşebbüste dahi bulunmadım..

Hiç kimseyi, sahip ol(a)madığı bir şey için suçlamadım, hakir görmedim; şerrinden emin olunan biri olarak bilinmek ve güvenilmek, huzurumun en esaslı sebebi oldu..

Kibirlenmelerim, "kibre karşı kibrin, sadaka hükmünde olduğuna" olan inancımdan geldi her zaman.. Ve kaybetme kuşağının arifesinde şimdi, tüm kibirlerlenmelerimi elimin tersiyle itip, ayaklarımın altına alıyorum..

İçimin tüm karanlıklarını mavilere boyayacak bir müjde beklerken yine de; beni hâlen ayakta tutanın, herşeyin O'ndan geldiğine olan inancım olduğu, her türlü izahtan vârestedir..

Biliyorum..

-mka-

13 Şubat 2009 Cuma

Ahkâm

Kendini kaybetmemeli insan, bulacak biri yoksa; ve kendini kaybetmeli insan, O'nu bulmuşsa..

(01.11.2008)

-mka-